ezero

Cuma, Mart 21, 2008

merhaba yeni hayat / HOŞÇAKALIN

evdeyim. hayalini kurduğum çalışma odamda. masam dikiş makinem, bilgisayarım televizyonum, bir tek içeri sızan güneş ışığı eksik bu gün. bir iki güne gelecekmiş öyle dediler:)

az önce ilk yazdığım bir kaç postu okudum. ne çok şey paylaşmışım buradan. benimle birlikte bir serüven, bir deneyim yaşamış bu blog ve takip edenleri. şimdi sakin durgun huzurlu biraz daha büyümüş olarak son vermek istiyorum. başka bir blog başka bir isim ile yine buralarda olacağım. ama artık miyadı dolan bu sayfalara bir nokta koyma vakti.......

hoşçakalın.

Cuma, Şubat 22, 2008

Sonunda oluyor. Dün akşam ozi ile buluştuk yemek yedik. Arabalarımıza doğru yürürken, yardımcı odasını kendimize çalışma odası mı yapıyoruz şimdi dedi. Evet evet evet.... Ama daha çok benim atölyem, çok istiyorsan sana da küçük bir yer ayırırım, demedim tabi....

Yardımcımızı da bakıcısı işi bırakan Mini’ye devrediyoruz. Ayda iki hafta sonu bize gelmeye devam edecek. Zaten kim nerede yaşıyor belli değil. Yan yana oturduğumuz için gece salona giriyorsun mesala, Fufu’yu gelmiş bizim evde kanepede tv izlerken uyumuş bulabiliyorsun. Ya da ozi elinde kahve fincanı Minilere gidiyor. Küçük böcük selamsız sabahsız bahçe kapısından dalıp Mini’nin mutafağından şeker alıp, yine selamsız sabahsız çıkıp gidebiliyor. Bazen acaba şöyle 6 oda 4 salon bir ev bulup beraber yaşasak mı diye dalga geçiyoruz Mini ile.

İyiyiz böyle ama annem “fazla muhabbet tez ayrılık getirir” der. Aman böyle mutluyuz nazar deymesin (Değmesin mi olacaktı doğrusu bilemedim.).

Son bir haftam kaldı. Hiç pişmanlık hissetmiyorum şu anda. Arada bir ya hissedersem diye düşündüğüm olmuyor değil. Kiş kiş kiş diyorum o düşüncelere. İyiyim ben iyi olucam. Pozitif düşün secret secret.

İş yerinde işler çok karışık. Bir sürü problem var. Mümkün olduğunca çözümleyip gitmek istiyorum. Yalnız öyle kendimi de parçalayamıyacağım kusuruma bakmasınlar. Hatta her sabah hadi git sen önemli değil mecbur değilsin ay sonuna kadar çalışmaya desinler diye bekliyorum. Demiyorlar malesef....

Salı, Şubat 19, 2008

oh beeee:))

Masamda sessiz sessiz oturuyorum. İş geliyor bolcana. Ben şöyle bir dinliyorum, hallederiz diyorum. Ama içimden hiç bir şey yapmak gelmiyor. Blogları geziyorum. Maillerime bakıyorum. 20 dakikada bir sigara molası veriyorum. Bakışları hiç umursamadan salına salına, sigaram elimde yürüyorum koca ofisi baştan başa. Karlı sokaklara bakarak içiyorum. Sonra yine salına salına bakışlar arasında yerime dönüyorum. Sıkılıyorum. 14.02.2008 itibariyle işimden istifa ettim. Kendime sevgililer günü hediyesi yaptım:) Ay sonunda gideceğim. Umurumda bile değiller. Ama askerlik yapıyor gibiyim. Şafak sayıyorum. Ya sabır diyerek.

Cuma, Şubat 15, 2008

küstüm ben bana

Ben çok hayal kuran bir insanım. Hayaller benim olunca tabii hepsi benim takdir ettiğim benim istediğim gibi şekilleniyor. İnanıyorum öyle olacağına üstelik. Hayallerim gerçekmiş gibi başlıyorum güne. Sırf bu inancın gerçekliğiyle aklıma kötü bir şey geldiğinde düşünme düşünme düşünme diyorum. Gerçekleşmesinden korkuyorum çünkü. Sonra gerçekler bir bir diziliyor önümde tüm hantallığı ve değişmezliği ile. Bense devam ediyorum, değişmesini bekliyorum. Biraz daha sabretmeliyim. Beklemeliyim. Her şey çok ama çok güzel olacak diye. Değişmiyor. Kırılıyorum küsüyorum aklıma. Nereden buluyorsun bu fikirleri. Beni yorma. Koca kadın oldun tanı dünyayı bil insanların kötü olduğunu bencil olduğunu. Kızıyorum kızıyorum ama susuyorum.
Susmazdım eskiden deli gibi kavga ederdim. Çare olmadığını boşa kürek çekmekten yorulduğumu görünce vazgeçtim. Susan kendi aklına ve hayallerine küskün bir kadınım bu yüzden.

Çarşamba, Şubat 06, 2008

yazamayan bloger=ben

10 dakikadır boş sayfaya bakıyorum. Yazmayınca uzun süre ne zormuş bir ucundan tutup toparlamak.

Aslında öyle ahım şahım bir değişiklik yok. Hayat aynı şekilde devam ediyor. Küçük böcük çok hastalandı ama. Epeydir onunla boğuşuyoruz. Eylül sonunda beta kaptı böceğim. 6 kez antibiyotik tedavisi uygulandı. Her seferinde tamam bu sefer tekrar etmeyecek dedim ama 1 hafta sonra yine ateş yine hastalık. En kötüsü, onu hasta bırakıp işe gelmekti. Yanındayken o da ben de daha sakin oluyoruz çünkü. Şimdi depocilin tedavisi görüyoruz. 25 günde bir iğne olacağız. Tekrar etmezse ve biz onun bünyesini biraz daha güçlendirebilirsek, kurtarıcaz bademcik ameliyatından.

Ben hala evdeki yardımcı odasını atölyeye dönüştürmek için işi bırakma hayalleri kuruyorum. Ozi de pes etti ama beni tutan bir şey var sanki. Belki de zamanı gelmedi daha. Ya da dilime vuran sızlanma durumu henüz beynime ulaşmadı bilmiyorum. Kendimi toparlayıp şöyle “yeter artık sayın müdürüm, ben daha fazla dayanamıyorum” diyemiyorum. Bildiğim tek şey mutsuzum, çalışma şevkim ve hırsım yok. Her sabah evimi ve böceklerimi sevgilime veda eder gibi bırakıyorum. Kim ne derse desin. Tembel olmakta suç değil, ait olmadığın yerden kaçmakta.

Aslında bunca zamandır yazamamam biraz da face book yüzünden. Oziyle bir yarış içinde poker oynuyoruz. Ben ondan daha iyiyim, tabi ki bu da onu delirtiyor. Artık bir saplantı haline geldi. Başka sohbet konumuz kalmadı kocamla. Doperim vardı adam renk çıkardı. Bir elde 6000 aldım hehehehe. Senin ne kadar puanın var. Büyüyünce senin yıldızların olur üzülme vs vs. Ben sıkıldım ama o beni geçmeden bırakmıycak biliyorum. Bu sebeple tüm chipslerimi satışa çıkardım efendim dermişim:p

Yazamadım ama okudum herkesi. Doğuran doğurana. Kıskanıyorum ama haberiniz olsun. Minicik mis kokulu bebişleri olanlar size diyorum. Üç çocuğum olsa çok mu olur acaba? Hem belki iki böcüğe bir çiçek gelir. Fena mı olur?

Yeni anneler hepinizi birer birer öpüyor, bebekleri kokluyor, uzun sağlıklı ömürler diliyorum. Cinleri kovan crystal kişisine de ohhh çok şükür sonunda geldin, hoş geldin çok özledik şekerim diyorum.

Perşembe, Aralık 13, 2007

sorgucu kişilik=ben

Hayatımıza giren yeni bakıcı sanki yıllardır bizimle. Artık o kadar kolay uyum sağlıyoruz ki. Üstelik hayatımızda öyle bir konumlandırıyoruz ki bakıcıları, yarın gidecekmiş gibi ama hep bizimle yaşamış gibi de...
Küçük böcük, bakıcı işe başlar başlamaz, ben önce cenaze için, sonra iş için seyahat etmek zorunda kalınca, gece uyanıp korktuğunda yanında bile uyumuş. Bu iyi bir şey mi acaba? Yabancıları bu kadar çabuk kabullenmemiz?? Bilmiyorum.

Ben biraz kırık dökük hissediyorum son zamanlarda. Sanki bir yerlerde canım çok acımış, ben unutmuşum ne olduğunu. Yine de içimde küçük bir sızı taşımaya devam ediyormuşum gibi. Geçermi bir gün, ben de hiç benzemediğim diğer insanlar gibi olurmuyum bilmiyorum??? Belki de bir ömür hep böyle kırık dökük, depresif olacağım. Belki kendimi böyle sevmemeye, bunu bir hastalık gibi görmeye son vermeliyim. Ya da belki de “Siyah Süt” de şimdi adını hatırlamadığım parmak kadının dediği gibi “Ne yapmam gerek?” diye sormaktan vazgeçmeliyim. Belki de gerçekten hiç bir şey yapmamayı öğrenmeliyim. Belki de gerçekten bir şey yapmamak ne yapacağını bilemeyip saçmalamaktan daha iyidir.

Şu an ofisteyim. Birazdan çıkıp evime gideceğim. Ödevlerimi yapacağım. Böcükler uyuduktan sonra bol buzla bir martini alıp, facebookta poker oynayacağım. Facebookta bulduğum lise arkadaşımın, gönderdiği eski fotoğraflara bakıp ne kadar yaşlandığımı bir milyonuncu kez oziye gösterip. Bir milyonuncu kez messengerdan kocama iyi geceler yazacağım. Uyuyup yine ne yapacağımı sorgulayıp kendimi boğacağım bir başka güne yeniden uyanacağım.....

Cuma, Aralık 07, 2007

Çok oldu yazamadım. Ama bu sefer tembellikten değil.

Anneannemi kaybettik. İki hafta önce bütün bir ömür ayakları üstünde dimdik duran o güçlü kadın, kemik erimesi yüzünden, artık ayakta duramadığı için ameliyat oldu, tüm riskleri göze alarak. Ama kaybettik onu. Dünyaya gelmiş nadir insanlardan biriydi. Hep anlattığı bir masal vardı. Köpeğin aklına uyup, evcilleşmeye kalkışan kurdun isyan ettiği bir masal. O da öyleydi işte. Özgür ruhlu, güçlü, çalışkan. Bir saniye olsun hiç bir şey yapmadan oturduğunu gören olmadı. Böcüklere hala söyleyemedim. Nasıl söylerim bilmiyorum. Üzgünüm çok.